Sana dün bir tepeden baktım Barcelona : Tibidabo !

 

dsc01998

Tibidabo tepesi ve Sagrat Cor kilisesi

 

Barcelona’ya gelen turistlerin eğer fazladan günleri varsa gezmeyi tercih ettikleri Tibidabo tepesi, bizim 3. günümüzün rotasıydı. 512 metre yüksekliği ile tüm şehri tepeden izleme zevki bi yana, lunaparkı ve ihtişamlı Sagrat Cor kilisesi için o yolu tepmeye değerdi. Evet ulaşım malesef biraz uzun sürüyor; metroydu, fünikülerdi derken yolculuk sonunda sizi bekleyen Tibidabo’ya yaklaştıkça heyecan artıyor.

DSC02041.JPG

512 metre yükseklikten Barcelona

 

Yükseklik korkusu olanlar için pek tavsiye etmeyeceğim Tibidabo’da kilise merdivenlerine tırmanırken, arkadaşımın başı dönmesi üzerine daha yavaş adımlarla sayısını bilmediğim merdivenleri bitirdik. Rüzgarlı bir terasta saçım başım birbirine karışırken ‘gördüğüm bu güzel manzaraya değdi’ dedim. ‘Günbatımında burayı düşünemiyorum, tam fotoğraflık olur !’ Kafamızı yukarı doğru kaldırdığımızda ellerini iki yana açmış Hz. İsa heykelinin tam dibindeydik. Kendimizi bu devasa heykelin ayakucunda minicik hissederek o klasik pozu vermekten de geri kalmadık. Kilise hakkında detaylı bilgi için tıklayın

DSC02084_1.JPG

 

Ve sıra geldi rengarenk Lunapark’a.. Bize fünikülerde verilen biletlerin içinde meğer lunapark bileti de varmış diye sevinerek hakkımızı dönme dolaptan ve uçaklı oyuncaktan yana kullanıyoruz. Dönme dolaba normalde binince korkar mısınız bilmem, ama yine burdaki dönme dolap manzara itibariyle baya yükseklik hissi veriyor. (ikinci uyarı: yükseklik korkusu olanlar binmesin) Dönme dolaptan hem şehir hem de kilise harika kareler veriyor bana. Makinist baya espirili çıkıyor ve 3. turun sonunda ne zaman inicez diye sorduğumda bana 15 turumuzun daha kaldığını söylüyor. 🙂 Hemen diğer oyuncağa geçip sıraya giriyoruz. Eskiler bilir çocukken Tatilya’da  bir oyuncağa binmek için dakikalarca sıra beklerdik. 🙂 İçine 10 insan alan bu minnoş uçak şöyle bir dönüp dolaşıp, tekrar aldığı noktaya geri getiriyor. (bunda korkulacak bi şey yok, çok sıkıcı)

 

 

 

Acıkan karnımıza layık bir şey bulamıyoruz burada yiyecek. Yine Patatas Bravas‘a talim ediyoruz. Hayır anlamadığım manzarasının seyrine doyum olmayan tepe yapmışlar da bi tane güzel restaurant koyamamışlar mı oraya? Self servis, makineden alışveriş yaptığınız bir cafe var yalnızca ya da sosisli alabileceğiniz bir stand. Ah o tepe Türklerin elinde olacaktı ki neler kondururduk oralara diye söylenerek dönüş yoluna geçiyoruz. Yine metro hattına bağlanıp kendimizi meşhurlar meşhuru La Rambla‘ya atıyoruz. Cadde üzerinde ünlü pazar La Boqueria‘ya girip çılgınlar gibi canımızın her istediğinden alıp yiyoruz. (bizi aç bırakmayacaktın Tibidaboooo) Kuru etler, jelibonlar, taze meyveler, çikolatalar derken tadına bakmadığımız şey bırakmayıp, ayrılıyoruz La Boqueria’dan.. Bu arada ünlü pazar, pazar günü kapalı. (Tekerleme gibi oldu) La Boqueria hakkında daha çok yorum ve bilgi için tıklayın

DSC02224.JPG

La Boqueria

 

 

 

Bu ünlü cadde üzerinde bulunan standlardan bir çok hediyelik eşya alabilirsiniz. Orijinal magnetler, minik kaktüsler, biblolar, anahtarlıklar.. Kendinizi kaydedip tatil harçlığınızın bir kısmını buraya gömmek istemiyorsanız, akıllı olun, iradenizi zorlayın 🙂  Bir de tezgahlara bakınırken çantanıza ve cüzdanınıza da sahip çıkın, ne de olsa burası bizim İstiklal Caddemiz gibi insan dolu. Ben Barcelona’nın ünlü yerlerinin sulu boya resimlerini satın aldım. Bir gün evimin duvarlarında asılı duran o resimlere bakıp güzel anılarımı hatırlayacağım. (Hala çerçevelettirmedim, o ayrı…)

DSC02237-01.jpeg

La Rambla üzerinde bulunan Erotic Museum‘un balkonundan bize Marilyn Monroe’nun öpücük atması sonrası Plaça Reial‘e geliyoruz.

DSC02241.JPG

Erotic Museum

Plaça Reial bana Roma’daki meydanları anımsatıyor. Dört yanı mimarisi güzel binalarla çevrili, ortasında çeşme bulunan bu avlu görünümlü meydan; akşamüstü birşeyler içip, gelen geçen insanları izlemelik bir yer. Ben çok sevdim.

DSC02316-02.jpeg

Şekil a

Ve ilk flamenko gecesinde hepimizin aşık olduğu o adama bir kez daha rastlıyor bu sefer Teatre Principal sahnesinde Flamenko izleyip kendimizden geçiyoruz.(15 euro) Buradaki kadın dansçı kesinlikle çok daha iyiydi. Halil Sezai’nin ikizi olmasından şüphelendiğimiz bir başka erkek dansçı ile oluşturulmuş bu flamenko grubu hafızalarımıza kazınıyor. Ama tabii ki bizim dansçı adamın yeri başka.. Öyle olmasa adamı afişe koyarlar mı? Aşkolsun. (Dansçının adını isteyenlere 50 euro karşılığında instagramını bile verebilirim :))

DSC02353DSC02342

Evimizin yolunu yorgun argın tutmuşken, koca bir gün yaptığımız km, attığımız adımlara bakalım diyip, ben kişisel adım rekorumu kırarak 26 km yi tamamlıyorum. (En son Hermitage Museum’da topuklularla 22 km yürümüştüm. )

Bu güzel günü evimizin hemen civarındaki şarap barında, güzel yerel şaraplar tadıp tamamlıyoruz. El Born’da konaklamanın avantajı olarak yürüme mesafesinde harika mekanlara komşuyuz. Bar Brutal’de günü sonlandırırken ertesi gün için planlar yapıyoruz.

 

DSC02389_1

Bar Brutal

2 Yorum
  1. Serap 4 sene önce

    Burada sanırım bir de korku tüneli gibi bişi varmış.Chucky bıçakla kovalıyormuş

    • Yazar
      Damla Ayaz 4 sene önce

      Hahahah doğru olabilir, sezon itibariyle lunaparktaki her oyuncak açık degildi, o yüzden sanırım bu ayrıntıyı kacirmisim.

Bir Cevap Bırakın

Copyright [2018] Wanderlust - designed by myminiworks
veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account