Norveç de bir masal diyarı Lofoten adaları ve masal köyü Reine

Yıllar önce bir seyahat dergisinde fotoğrafını gördüğümden beri hep aklımdaydı o köy… Kısmet bu seneye imiş. Evet Lofoten adaları ve Reine köyünden bahsediyorum. Kuzey Norveç’in muhteşem doğasını en iyi anlatan yerlerinden biri bence… Aynı zamanda kuzey kutup paralelinin iç bölgesinde kaldığı için, yine kuzey ışıklarını da yakalama umudu ile Şubatın son haftasını seçtik seyahat tarihi olarak. Ulaşım biraz zahmetli olsa da inanın buna değer…Biz önce İstanbul’dan Oslo ya, sonrasında Oslo’dan Bodø’ya uçtuk. Bizim gittiğimiz dönemde Bodø dan Moskenes’e giden feribot, sadece günde iki sefer yapıyordu. Birisi gece 12:30 gibi, diğeri ise gündüz 16:45 de. Yaptığımız ilk planda, Bodø’ya zaten akşamın geç saatlerinde varacağımız için, havalimanından direk feribot iskelesine gidip gece feribotuyla Moskenes’e geçmeyi düşündük. Ama hem çok yorulacağımız için hem de Bodø ve dünyanın en büyük su girdabı olan Salstraumen’i görmek amacı ile Bodø da bir gece konaklamaya karar verdik. Çok da iyi oldu, Bodø ile ilgili kısa bir seyahat yazısı da yazdım, yine bu gezi bloguna, okuyabilirsiniz. 

Bodø seyahati sonrası, 16:20 gibi feribot iskelesine geldik. Eğer aracınız yoksa önceden online bilet alamıyorsunuz. Sadece araçlı yolcular için önceden bilet satışı yapılıyor. Bizim gibi yaya geçecekseniz, feribota binerken kapıdaki görevliden alıyorsunuz biletinizi, kredi kartı da geçiyor. Araçlar binerken, siz de yayalara ayrılan taraftaki dar bir yoldan geçip, üst kattaki yolcu salonuna çıkıyorsunuz. (Asansör de mevcut, valizli yolcular için) Feribot gayet konforlu, çay-kahve ve atıştırmalık alabileceğiniz büfesi var, fazla yolcu olmadığı için koltuklara uzanıp uyumanız bile mümkün😊3.5 saat gibi bir sürede varıyor Moskenes feribot iskelesine. Varmasına varıyor da, yolculuğun zor kısmı tam da burada başlıyor işte, eğer araç kiralamadıysanız. Çünkü iskele hemen taksi bulabileceğiniz merkezi bir yer değil (biz de inince öğrendik). Moskenes feribot iskelesi ile en yakın olan bizim de konaklayacağımız Reine köyü arasındaki 5 km lik yol için, otobüsler bitmiş oluyor o saatlerde. Eğer yaz aylarında gitmiş olsak, hava aydınlık ve bu kadar soğuk olmayacağından, yürüyebilirdik, yani çok daha uzuuun mesafe yürümelerine alışkınız biz, sonraki günlerde de bol bol yürüdük zaten😂Ama o soğukta ve valizlerle buna ihtimal bile yoktu. Suç bizde oldu aslında, Bodø turizm ofisindeki kız, bize taksi çağırmamız gerektiğini söyleyip internetten bakıp bir taksi durağının telefonunu yazmıştı. Ama biz o kağıdı Bodø daki otelde unutmuştuk ve inince orada nasılsa fazladan taksi olur diye düşündük. Hani bizim ülkemizde olsa bir sürü taksi hazır bekler ya öyle yerlerde… Ama orada durum öyle değilmiş a dostlar… Feribotta yukarıdaki salonda oturan yolcuların çoğu, aşağıdaki araçların şoför ve yolcuları imiş meğersem. Aracını alan gitti tabii, kala kala 20-25 kadar yaya ancak kaldı iskelede. Baktık 2 adet taksi var, hemen hızlıca gittik ama başkaları tarafından çağrılmış taksilermiş binemedik. Hazır bekleyen bir kaç araba da, kiralanmış araçlarmış. Neyse velhasıl gece karanlık ve soğukta, elimizde valizlerle orada kalakaldık sadece biz ve feribotta tanıştığımız Amerikalı bir çift. O çiftin de birkaç aydır buralarda yaşayan bir arkadaşları, aracı ile gelip, onları alıp misafir edecekmiş. Biz de şaşkınlık ve biraz da panikle o çifte yapıştık, nasıl gideceğimizi bilmediğimizi söyledik. Onlar da halimize acıdılar, Reine köyünün, onların gideceği yerin yolunun üzerinde olduğunu söyleyip bizi de araçlarına aldılar. Ama tabii valizlerle oldukça zor oldu bu😁 Arkaya ortamıza aldığımız valizlerle eşimle ben ancak sığdık, onlar da şoförün yanındaki tekli koltuğa ikisi birden oturdu. Yaa hiç tanımadığımız bu insanlara nasıl minnettarım anlatamam, hani derler ya “Allah iyi insanlara çıkarsın yolunu”diye…. Hep iyilere çıkarıyo bizim yollarımızı çoook şükür. Neyse, attık kendimizi onların ufak arabasına, kalacağımız evin adresini de verdik, telefonuna kodladı şoförümüz ve sağolsun bizi kapımızın önüne kadar getirdi…  Birbirimize iyi ve bol yeşil ışıklı seyahatler dileyip ayrıldık bu iyi insanlardan. Onların da tatilinin güzel geçmesi ve kuzey ışıklarını görmeleri için dua ettim, inşallah görmüşlerdir…

Gelmeden önce kalacağımız evin sahibi May ile telefonda tanışmıştık ve kendi evinin çok yakın olduğunu, gelince telefonla onu aramamızı, hemen anahtarımızı getireceğini söylemişti. Gerçekten de telefonu kapattıktan hemen sonra yanımıza geldi, hemen yan evmiş zaten kendi yaşadığı ev. Birlikte içeri girdik, ben daha ilk gördüğümde aşık oldum bu teraslı minik stüdyo daireye. Muhteşem bir evdi… Bütün detaylar düşünülmüş, tertemiz, sıcacık… Çayı, kahvesi, bulaşık makinesi deterjanı, kurulama bezlerine kadar her şeyi olan,  tam donanımlı bir mutfağı ile, oturma bölümü de olan minik bir evdi. Yine her türlü bakım malzemelerinin (saç kurutucu, şampuan ve losyonlar, makyaj temizleme pamuğundan kulak çubuğuna kadar) olduğu bir de banyosu vardı. Ama en güzel yeri neresiydi derseniz, kuzey ışıklarını da izlediğimiz muhteşem ötesi terası derim. Evet yanlış okumadınız, terasımızdan, hatta oturma bölümünün olduğu yerdeki pencereden, sıcacık evimizden izledik kuzey ışıklarını…

Neyse…. hoplaya zıplaya evi ve terası şöyle bir dolaşıp, hemen attık kendimizi dışarı😊 Reine köyündeydik nihayet… Küçük bir balıkçı köyü burası, 1 saatte bütün köyü gezersiniz aslında, ama o manzaralara aylarca kalsanız doyamazsınız.. Nasıl güzel, nasıl huzurlu.. Şöyle bir gece turu atıp şirin evimize döndük, ilk akşam hava kapalı olduğu için kuzey ışıklarını görme şansımız yoktu… Ama sonraki akşamlar hep gösterecekti bize güzel dansını, green lady aurora💚😊 Hemen valizlerimizi açıp, yerleştik. Ne de olsa bir valiz dolusu gıda vardı yanımızda, malum Norveç pahalı bir ülke. Eşimle sıcak birer fincan çay yapıp, oturduk pencerenin önüne, gece manzaramız da güzeldi, hala inanamıyorduk burada olduğumuza… Otururken anladık ne kadar yorulduğumuzu. Perdeleri açık bırakarak (kuzey ışıklarını görme umudu ile) uykuya daldık. 

Sabah hava aydınlanmadan önce mavi saatlerde uyandım, pijamamın üzerine montumu geçirip sabırsızlıkla attım kendimi dışarı. Kuş sesleri eşliğinde şahane manzarayı izledim, bol bol fotoğraf çektim, çokça da şükür… Sonra eşimi uyandırdım ve gün doğumunu izlemek için, köyün girişindeki köprüye gittik. Köprüde en az 20 kadar fotoğrafçı, tripodlarını kurmuş gün doğumunu bekliyordu. Güneş köprünün arkasından doğdu ve Reine fotoğraflarında gördüğünüz o dik ve yüksek karlı dağlar pespembe bir hal aldı. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaraydı, bu anı yaşadığım müddetçe unutamam… Hava kapalı olsa bu ışığı, bu rengi yakalayamazdık. Ama hiç bulut yoktu o ilk gün, bu da muhteşem bir gün doğumu ve akşamında da kuzey ışıklarını görme ihtimali idi. Çocuklar gibi hoplaya zıplaya eve geri döndük, yanımızdaki malzemelerle muhteşem bir Türk usulü kahvaltı hazırladık, şöyle börekli, kaşarlı, sucuklu cinsten😀 Bu güzel evde 5 gece kaldık, geldiğimiz ilk akşamdan sonra her akşam, penceremizden ve terasımızdan kuzey ışıklarını izledik. Donmadan, sıcak bir ortamdan bu muhteşem doğa olayını izlemek anlatılamayacak kadar güzeldi. Yine kp indexinin (güneşteki solar aktivitenin değeri kp ile ölçülüyor ve yüksek olduğunda ışıkların yoğunluğu da bir o kadar fazla ve güzel oluyor) yüksek olduğu bir akşam, gündüzden gözümüze kestirdiğimiz evimizden 10 dakika yürüme mesafesindeki karanlık bir köprüden inanılmaz güzellikte yansımalı kuzey ışığı fotosu çektik ve tabii izledik💚Sadece 10 dakika yürüyerek, dikkatinizi çekerim😀 Dağ, tepe kuzey ışığı kovalamış olanlar bunun nasıl güzel bir şey olduğunu tahmin edebilir ki geçen yıl Tromsø de biz de kovalamıştık, hem de donarak. Yine bu blogda Tromsø ile ilgili bir yazım da var okumak isterseniz.

Bir gün de lapa lapa kar yağdı, zaten güzel olan Reine köyü, masal köyüne dönüştü. Kar yağarken de görmeyi çok istemiştim, o da oldu… Ama karın yağdığı günün akşamı bile bulutlar dağıldı ve kuzey ışıkları yine gösterdi bize kendini. Çok mu şanslıyız ki😂

Lofoten adalarında köyler birbirine çok yakın, hepsinin arası 3-5 km. Ama otobüs saatleri çok sık değil. Araç kiralamak en doğrusu, ama erken ayarlamak lazım, bizim gibi son dakikaya bırakırsanız fiyatlar yüksek olacağından yine bizim gibi vazgeçmek zorunda kalabilirsiniz. Bütün köyler o kadar şirin ki, kah otobüsle, kah otostopla, çoğunlukla da yürüyerek güneydeki köylerin (hepsi de birbirine köprülerle bağlanmış adacıklar)  çoğunu gezdik, hepsine de bayıldık. Ama en çok Hamnøy ve Sakrisøy u sevdik. Hele ki Sakrisøy da ki, Anita’s Sjomat da yediğim fishburgerin lezzeti, hiç unutamayacağım lezzetler arasına girdi. Giderseniz buraya mutlaka uğrayın. Sakrisøy en çok balık kurutma işleminin yapıldığı ada. Her yer kurutulmuş balık ızgaralarıyla dolu, ama havanın soğukluğundan sanırım öyle berbat bir koku yok😁 Köylerde tek tük market de var ama erken kapanıyor kışın, aklınızda olsun. Marketden sadece balık ve ekmek aldık, diğer her şeyimiz vardı zaten. Bolca makarna, kahvaltılık, börek, poğaça, kek, hatta içli köfte ve yaprak sarması bile getirmiştik yanımızda😂Norveç deki ekmekler esmer ve çok lezzetli, özellikle somon balığı muhteşem, ama kurutulmuş olanlardan değil, tazelerden yedik. Kurutulmuş balığın tadına bakmadım açıkçası, yorum yapamicam, ama taze olanları çok lezzetliydi. Bir de Reine köyündeki bir cafede (sadece tek bir cafe var zaten benim gördüğüm😂) yediğimiz tatlılar, çok güzeldi. 

Gündüzleri muhteşem fiyort ve rourber dedikleri balıkçı evlerinin oluşturduğu güzel manzaraları, akşamları da evimizden, elimizde çayımız, kahvemiz eşliğinde kuzey ışıklarını izledik… 5 gün rüya gibi geçti, hayatımın ennn güzel seyahati idi.

Moskenes den Bodø ya giden feribot, sabah 07:00 de, oldukça erken bir saatte kalkıyor. Ev sahibimiz May, son akşam vedalaşırken, bizim için bir taksi çağıracağını söyledi, sabah kapıyı çekip çıkabileceğimizi… Norveç güvenli bir ülke zaten, evlerinin kapılarını bile kilitlediklerini sanmam. Biz de, kapıyı kilitlemeden örttük ve sabah tam 6.30 da gelen taksiye binip Moskenes’e feribot iskelesine geldik içimiz burkularak. Muhteşem bir gün doğumu manzarası eşliğinde, daha ayrılmadan çok özlemiş olarak, bizi Oslo ya götürecek uçağımıza bineceğimiz Bodø ya doğru yola çıktık. 

Dediğim gibi şimdiye dek yaptığım en muhteşem seyahatti, unutulmayacak anılar bıraktı.. 

 

 

 

4 Yorum
  1. Demet Alkan 3 sene önce

    Kalemizin çatlamıştır yazarken 🙂 sizi o kadar iyi takip etmişim ki yazdıklarınızın her satırını tek tek biliyordum zaten ama yine de zevkle okudum.. ne güzel bir seyahatti gitmesek de görmesek de bize de yaşattınız teşekkürler. Benim gibi gitmek isteyenlere de rehber oldunuz. Bol seyahatli günler diliyorum sevgiler….

    • Yazar
      seyahatguncem 2 sene önce

      Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için ❤ Size de gidip görmek kısmet olur inşallah 🙏🙏🙏Sevgiler 💕💕💕

  2. Cengiz 3 sene önce

    Cok güzel bir deneyim yaşamışsınız. Darısı başımıza diyorum.

Bir Cevap Bırakın

Copyright [2018] Wanderlust - designed by myminiworks
veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account