Bu sabah yağmur var Barcelona’da…

dsc01246

Milk ve Benedict Cafe’nin bulunduğu sokak

Uyandığımızda bizi krem rengi tüllerin ardında ıslak sokaklı bir Barcelona bekliyordu. Nisan ayında Barcelona’da en çok ne kadar yağmur yağabilirse o kadar yağıyordu. Aramızdaki hangi şanslı (!) arkadaşın yüzündendi bu bilinmez, bizi bekleyen yoğun gezi programıza şemsiyelerle devam edecektik. (hayır bizdeki gibi yağmur yağınca köşe başında beliren şeffaf şemsiyeciler de yok burada) Civarda yine öneri olarak bir blogdan not aldığım Milk Bar & Bistro‘da kahvaltımızı yapmaya gittik. Siparişlerimiz arasında en çok “egg benedict” i beğendiğimizi söyleyebilirim. En azından yumurtası, patatesi, haşlanmış ıspanağı ile insanı tıka basa doyuracak bir kahvaltı seçeneği kesinlikle. Dekorasyonu ve ortamı ile sıcak bulduğumuz Milk’ten ayrılırken gördüğümüz, aynı sırada bulunan bir başka mekan ise Benedict. Bir dahaki sefer ona gelelim diye sözleşerek başlıyoruz gezmelere.

DSC01267.JPG

Ve şehrin simgesi Sagrada Familia‘ya gitmek için metroya yöneliyoruz, zaten direkt önüne çıkaran aynı isimli bir durak da mevcut, dolayısıyla ulaşım kolay. (mor renkli metro hattı L2 ya da mavi renkli metro hattı L10 ) Online bilet almadan gittiğimize pişman oluyoruz çünkü, gişeden en erken akşam 16:30 a bilet verebiliyorlar. Ve saatlerimiz 11:30. Biletlerimizi alıp o saate kadar bir başka yeri gezmeye karar veriyoruz. Demek ki neymiş: Online Bilet gerçekten lazımmış.

Sagrada Familia önünden Avinguda de Gaudi caddesini takip edince karşımıza çıkan Sant Pau Recinte Modernista‘ya giriyoruz. 1997 ‘de Unesco kültür mirası listesine katılan bu eski hastane portakal ağaçlarıyla dolu bahçesi ve mimarisi ile hastaneden çok gezilesi bir müzeyi andırıyor. 1900’lü yılların başında inşa edilen ve 2009 yılına kadar hastane olarak kullanılan bu yapı şu an müze olarak gezilebiliyor. (giriş ücreti : 10 euro)

dsc01322_1

Recinte Modernista de Sant Pau

 

DSC01366.JPG

Recinte Modernista de Sant Pau

 

Öğle yemeğimizi yine bu çevrede, ara sokaklarda Foursquare yardımı ile bulduğum bir İtalyan restorantında yiyoruz. Ahh adını hatırlamadığım bu güzel restaurantta bize bir vanilyalı puding ikram ediliyor ki sormayın, arkadaşlarımla saniyeler içinde kaşıklıyoruz. (Foursquare’den restaurant / cafe bulmak bence kötü yemek yeme riskini en aza indiriyor.)

 

dsc01418

Sagrada Familia

Ve saatler Sagrada Familia‘yı gösteriyor. Heyecanla kapısından içeri giriyor ve devasa kilisenin ambiansına kendimizi kaptırıyoruz. Ortadaki dua bölümünde oturup dakikalarca tavanı inceliyoruz. Her bir ayrıntıyı hayranlıkla fotoğraflamak istiyorum. Renkli camlarından içeri süzülen ışık sanki bir gökkuşağı. Etrafımdaki herkesin yüzündeki hayranlığı da fotoğraflıyorum.(Ağzı açık tavana bakan amcalar hariç :)) İçeride ne kadar zaman geçirdik bilmiyorum ama kızlarla, ‘o kadar sıra bekledik, biraz daha kalalım’ın hesabina girip iyice çirkinleşiyoruz.

DSC01488.JPG

 

İnşa edilmeye başlandığında çevresinde inekler otlayan bu meşhur kilise, inşaatı bitmeden restorasyon yapılan ilk yapı olma özelliğini de taşıyor. (bitmeyen kilise yapmışlar)  Günümüz teknolojisi ile 2026 ‘da tamamlanması planlanan Gaudi‘nin bu meşhur eserinin bitmiş halini görmem için bir kez daha Barcelona’ya gitmem gerekecek şimdi, hayallah!

(ayrıca neden bitirmeye çalışıyorsunuz ki ben anlamadım, bırakın dağınık kalsın!)

DSC01444.JPG

 

Metroya atlayıp şehrin merkezi Catalunya meydanına geçiyoruz. Her şehrin meydanı gibi burası da hareketli, insan dolu, trafiği yoğun ve turistik. Bir köşede yaşli bir teyze kuşlara yem veriyor ( sanırsın Eminönü ) tam göbekte bir çift ellerinde bavul ve haritalar gidecekleri yeri bulmaya çalışıyor (sanırsın Taksim) bir köşede orta yaşlı bi adam devasa balonlar yapıyor sabunlu sudan (bundan yok bizde) Meydan gibi meydan işte, havuz ve fıskiye de var tabi olmaz mı ?

DSC01560_1.JPG

Catalunya Meydanı

Meydanı şööyle bir tepeden görelim derseniz, El Corte Ingles alışveriş merkezine gidip en üst kattaki cafeye oturabilir ya da bizim gibi fotoğraf çeker, manzarayı izler kaçarsınız. Bu çok katlı AVM’de bir çok ünlü, ünsüz markayı bulabilirsiniz. (Bizdeki Boyner‘e benziyor) Sen ne aldın derseniz, flamenco yapan güzel ispanyol kadınlarının resmedildiği bardak altlıkları ve çeşitli magnetler aldım. Koleksiyonuma güzel parçalar eklendi, yaşasın!

Sosyal medyayı aktif kullanan biri olarak çeşitli sitelerde hiç görmediğim arkadaşlarım var benim. Öyle ki benim Barcelona’da olduğumu görüp hemen tüm önerilerini sıralayan bir mesaj atan tatlı insanlar. Hem de ne öneriler. Canımız tam da bir kahve&tatlı çekmişti ki bana gelen tavsiyeyi dinleyip Passeig de Gracia’ya çevirdik yüzümüzü. Kendimizi şirin mi şirin bir kafede bulduk. Ve nefis pastaları eşliğinde çaylarımızı kahvelerimizi yudumladık.

DSC01574_1.JPG

We Pudding Cafe

Sanıyorum bu aldığımız kalorileri ünlü cadde Passeig de Gracia boyunca mağazaları dolaşarak eritmiş olmalıyız. Burası İstanbul’un Bağdat Caddesi, Paris ‘in Şanzelize‘si. Sadece alışveriş değil, burada öyle güzel binalar var ki fotoğraflamadan ilerlemek mümkün değil. Üzerine bir de Gaudi’nin Casa Mila ve Casa Batllo eserlerini barındıran bu cadde tadından yenmiyor.

DSC01625.JPG

Ayaklarımız bize ‘artik yeter’ derken, güzel evimizin yolunu tutuyoruz ve eve girmeden hemen komşu tapasçımızda açık büfe tapaslardan bir tabak yapıp, yerel içki cava (Catalan şampanyası) içerek günümüzü sonlandırıyoruz. (tapas dedikleri şeyi ben size evde yaparım kızlar)

DSC02376_1.JPG

Tapas ve Cava

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

Copyright [2018] Wanderlust - designed by myminiworks
veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account