Bir Başkadır Benim Milano’m !!

Başka Milano !

Milano, düzenli sokakları, ünlü moda defileleri, gece kulüpleri, dondurma ve tatlılarıyla İtalya’nın ikinci başkenti olarak bilinmektedir. Buna rağmen Milano’ya iki üç gün için giden insanlardan pek de iyi şeyler duyamayabilirsiniz. Hatta genelde duyduğunuz şeyler “Burda gezcek bir yer yok ya, gece hayatı çok kötü” gibi üç beş klişeden öteye geçmez. Şimdi 1 sene bu kentte yaşamış hemen hemen her sokağında yürümüş biri olarak Milano’yu bir de benden dinleyin istedim. 

Milano yılın her mevsiminde başka güzeldir fakat tek gitmemeniz gereken dönem Ağustos’tur, çünkü bu tarihlerde şehirde ne doğru düzgün açık bir dükkan ne de insan bulmanız pek mümkün değildir. Enteresan bir şekilde, kentin geneli tatil için Ağustos ayını seçmektedir. Kentte kalan insanlar ya turist ya da çalışmak zorunda kalan insanlardır. Milano’da Linate, Bergamo ve Malpensa olmak üzere 3 havaalanı bulunmaktadır. Türkiye’den uçuşlar Bergamo ve Malpensa havaalanlarına yapılmaktadır, ikisinden de merkeze ortalama 1 saat içerisinde otobüs veya tren (Malpensa) ile ulaşabilirsiniz. Çift yön alırsanız 15 euro tek yön ise 10 euro civarında merkeze ulaşım işini halledebilirsiniz. Tren ve otobüsler merkezde Milano Centrale durağına gelmektedir. Otobüslerden ilk indiğinizde, sizi Türkçe konuşan dilenciler karşılayacaktır. Türkiye’den gelen uçak saatlerini bilen bu dilenciler tam saatinde durakta hazır bekleyerek Türkçe dilenme sözcükleriyle sizi evinizde hissettirecektir. Para vermemeniz halinde işiteceğiniz Türkçe küfürlere de hazırlıklı olmanızda fayda var.  

Otelinize yerleştikten sonra ilk durağınız Duomo olacaktır. 1386’da yapımına başlanmış ve bugünkü haline genel hatlarıyla 1932 yılında gelmiş olan İtalya’nın en büyük ikinci katedrali “Il Duomo di Milano” UNESCO dünya miras listesine girmesin diye (İtalyanlar bu eseri başkalarıyla paylaşmak istemiyor) halen tam olarak bitirilmemiş, ufak tefek inşaat çalışmaları bulunmaktadır. Bu önemli detayı da söyledikten sonra diğer turistik yerleri kısaca söyleyip bu yazıyı ilginç kılan diğer kısımlara geçeceğiz. Duomo meydanı ve çevresinde bulunan, Milano Galleria Vittorio Emanuele, Milano Castello Sforzesco Kalesi, Milano La Scale Tiyatro Müzesi listenizde olmazsa olmaz turistik yerlerden olup Duomo meydanına en çok 5 dakika yürüme mesafesinde bulunmaktadır.

Şimdi gelelim pek bilinmeyenlere…Öncelikle İtalyanların pizza, makarna gibi yiyecekleri dışında Milanoluların en önemli yiyeceği aperetivo’dur. İş çıkışı Milano’lu beyaz yakalıların çoğu, 8-10 euro’ya alınan içecek karşısında ücretsiz açık büfe yiyecek imkanı sunan aperetivo’lara akın eder. Balık ürünleri, pizza seçenekleri, değişik makarna çeşitleriyle farklı konsept günlerin de olduğu aperetivo veren dükkanlarda patlayana kadar yiyebilirsiniz.  Özellikle Navigli bölgesinde yoğunlaşan bu mekanlarda yemeğinizi yiyip içkinizi içerken bir yandan kanal manzarası izleyebilirsiniz.  Şimdi karnınız iyice doyduysa içeceğinizi alıp Le Colonne di San Lorenzo (Kolonlar)’a gitme vakti geldi demektir. Havanın kötü olmadığı günlerde ağzına kadar dolan Kolonlarda yüzlerce gencin küçük gruplar halinde oturup sohbet ettiği Milano akşamlarının keyfini çıkarabilirsiniz. Buranın da tadını çıkardıktan sonra bir yerlere dans etmeye gitmek isteyeceksinizdir. Çünkü Milano’da olmak bunu gerektirir. Haftanın 6 günü rahatça dans edebileceğiniz büyük gece kulüplerinin olduğu Milano’da elinizi kolunuzu sallayarak lüks mekanlara girebilirsiniz. Tek problem bazı gece kulüplerinde gömlek şartı olmasıdır. Genelde giriş bedava ya da 10 euro’ya bir içki (öğrenciyseniz iki içki) şeklindedir. Alcatraz, Le Banque, Old Fashion, Just Cavalli, gidebileceğiniz gece kulüplerinin başında gelir. Aynı zamanda Amnesia Milano, Magazzini Generali gibi ünlü dj’lerin ağırlandığı yerlere de biraz daha yüksek ücretle gidebilirsiniz. Gece 4 veya 5’e kadar açık mekanlarda eğlendikten sonra gece otobüsleriyle balık istifi olarak Lambrate istasyonunda bulunan Pizza Mundial’e gidebilir ve bir sabah pizzasını 2 euro’ya yiyebilirsiniz. Aynı zamanda etrafta açık bulabileceğiniz diğer alternatif ekmek veya dürüm döner satan Türk kebapçılarıdır.

Sabah tekrar güzel bir güne uyanıp şehri yürüyerek veya kiralık bisikletlerle dolaşabilirsiniz. Şehir hemen hemen düz olup, çok az yokuş bulunmaktadır, bu sebeple bisikletle gezmesi çok rahattır. Eski ve köklü ulaşım ağına sahip kentte metro ve tramvay ile şehrin heryerine ulaşmak mümkündür. Yuvarlak bir yapıya sahip şehirde heryer birbirine yakın olup, yürüyerek bile kenti baştan sona gezebilirsiniz. Özellikle Duomo’nun 2 km2 çevresinde dolanırken, küçük opera binaları, kiliseler, butik kafeler, tasarım dükkanları, tarihi eserler ve arnavut kaldırımlı dar sokaklarla karşılaşmanız çok olasıdır. Yağmurlu bir günde bu şehirde şemsiyenizle dolaşmanın keyfi paha biçilemez. Avrupa’nın en romantik şehri aday adayımdır kendisi.

Şıklık ve zerafetin sembolü olan bu kentte yapılacak gezilecek daha çok şey var, kendisine bir fırsat verin sizi pişman etmeyecektir. Tarihi eserle dolmuş taşmış bir şehir değil, her daim yaşayan, dinamik ve estetik bir şehirdir Milano. Her gittiğimde biraz daha severim kendisini ve bir daha gitme planları yaparım. Atilla İlhan’ın Hürriyet ve İstiklal şiirinde dediği gibi “Kendimi hep Milano’da hesaplıyorum..”

Bol geziler.

1 Yorum
  1. Sarp Tunca 4 sene önce

    kendimi hep milano’da hesaplıyorum
    ıslak duvarlarında bütün
    bütün yorgun duvarlarında milano’nun
    uykularıma giren bir afiş
    balta ve mızrak
    en gizli kulaklarımda italyanca bir türkü var
    – … mia bambina dolce mia bambin

Bir Cevap Bırakın

Copyright [2018] Wanderlust - designed by myminiworks
veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account